10 Ağustos 2011 Çarşamba

Bugün Nostalji yaptım. Eski sokakları falan arşınladım..

   Uzun uzadıya bir sokak vardı önümde. Sağıma, soluma serpilmiş bir yanı esnaf kokan, diğer yanı insanı kendinden uzaklaştıran iticiliğiyle, eski ve pis bir girişe sahip üç beş dükkan vardı. Biri orta sınıf halkın temizlik duygusuna hitap eden berberdi, diğeri dışarıya kurduğu derma çatma tahtalarla elinde ki malların reklamını yapmaktan çok, insana zehirli birşeymiş gibi gelmesine neden olan bir marketti.türlü türlü meyve ve sebze vardı orda.Sokak tozunun üzerine düşüp parlayana kadar biriktiği bir market.İnsanı cezbetmekten çok, soğutuyordu bir şeftalinin yumuşaklığından, bir eriğin ekşiliğinden.Sağ tarafta bir dürümcü vardı.dışarıda oturan biri aile, diğeri iki arkadaş dürümlerini almış, topun atılıp iftar vaktinin gelmesini bekliyorlardı.Ben geçerken bana baktıklarında farketmiştim, ne kadar aç ve çaresiz olduklarını.Sonra bir kez daha dedim kendime iyi ki toruç tutmuyorum..
   Sokağın adı Okul sokaktı.İsminde ki bende çağrışan o ruhanilik, henüz bitmemiş camii'den kaynaklanıyordu büyük ihtimalle, ama orda olmasada büyülü bir ismi, büyülü bir yapısı vardı oranın.Camii sokağı pis gösteriyordu.etrafta tahtalar, çekilmiş setler ve demir yığınları, zaten onlarca arabanın park edilip, simetrik bir düzen oluşturduğu sokakta bu simetriyi sadece camii önünde, arabanın durması gereken yerde duran uzun demir çubuklar bozuyordu.Sokağın bir delisi vardı.Beyaz sakallı, masum yüzlü, çatık kaşlı, bastonuyla sanki seni bir darbede sakat bırakacağını hissettiren ama yaptığı tek şey anlaşılmaz cümleler kurup, küfür eden bir dede.Hep şaşırmıştım.Bu kadar muhafazakar bi sokakta bu amca nasıl yaşayabiliyordu.Sokak eğitimsizdi, sokak cahildi.hep yalan, kumpas kokuyordu.bunları hiç düşünmemiştim önceden.mutlu mesut güler yüzle geçer giderdim hep.

Sokagın ortasına doğru geldim..Sağ tarafta ki binanın en alt katında, iki penceresi, bir kapısı olan, beyaz demir parmaklıklarla örtülmüş ve beş karış genişliginde bir bahçesi olan eve gözümü diktim.Ne günlerim geçmişti orda.
Orası bana hep yağmurdan kaçan insanların, sığınmak için bulduğu yerler gibi gelirdi.başımı yukarı kaldırırdm ve gökyüzünü göremezdim.

Balkon kapısı hala açıktı.Rüzgar perdeleri yine dövüyordu.ve o kadar acımasızdı ki perdeler sanki içeriyi gösterecekmiş gibi açılıp, ben hiçbirşey göremeden kapanıyordu.yine aynı duygu kaplamıştı beni.durdum ve seyrettim..Süzülüp içeri girmek istedim bir rüzgar gibi, beyaz demir parmaklıklar arasından, daha önce üzerine basılmaktan topuk kısmı ayakkabıya yapışmış eski ayakkabılara basmadan süzülmek istedim içeri..Özenle seçilmiş ve disiplinlice yerleştirilmiş eşyalardan benim için en özel olanına oturup bir dakikada olsa soluklanmak istedim, yanımda olan peluş file sarılıp üzerinde ki yazıları okuyup, hatıralarımı tekrar sağlamlaştırmak istedim.Sonra içeri geçip, kendisi salonun yarısı kadar olan, gördüğünde insanı dehşete düşürecekmiş gibi duran televizyonda alakasızca açılmış, ama o an dünyanın en güzel filminden bile daha güzel gelebilicek bir korku filmi izlemek istedim.sonra bir yemek molası vermek, ve birşeyler yemek istedim.mutfagın küçük ve içinden yıkanmış çamaşırların fışkırdığı balkonunda taburede yada masa üstünde oturup bir sigara içmek istedim, külünü küçük kareler şeklinde yapılmış demir parmaklıklardan atmaya çalışmak istedim.

Orda dikildim dakikalarca.İftar yaklaşıyordu..Eskiden sevdiğim herşey ordaydı.Uğruna bir dakika düşünmeden öleceğim, herşeyim oradaydı.üzdüklerimde, sevdiklerimde yanyana, içiçe, koyun koyuna uyumaktaydı.kafamı çevirdim ve yürümeye başladım.sanki biri beni görmüşte yanlış anlamasın gibi sokakta aylak aylak gezen, yaşını almış ama hala bir dala tutunamamış bir insan havasına büründüm.on adım sonra tekrar dönüp baktım."Ne güzel zamanlardı öyle." dedim.bir daha yaşanmayacağını bilip, bir daha yaşamak istememek byle birşeydi sanırım.5 dk m ayırdım sonuçta, bana yıllar gibi gelen beş dakika..


11agustos11 EgemenGurkan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder